İçeriğe geç

Dana gulaş haşlama olur mu ?

Dana Gulaş Haşlama Olur mu? Bir Yemeğin Felsefesi Üzerine

İlk bakışta basit bir mutfak sorusu gibi görünen “Dana gulaş haşlama olur mu?” aslında varoluşun, bilginin ve etiğin derin sularına davet eden bir sorudur. Çünkü burada mesele sadece etin pişirilme yöntemi değildir; “Bir şeyin özünü değiştirmeden biçimini dönüştürmek mümkün müdür?” sorusuyla yüzleşiriz. Felsefenin üç büyük sütunu – ontoloji, epistemoloji ve etik – buharın, tencerenin ve sabrın arasında yankılanır.

Ontoloji: Gulaş’ın Varlığı ve Haşlamanın Kimliği

Ontolojik düzlemde ilk soru şudur: “Bir yemek, onu tanımlayan pişirme biçimiyle mi vardır?”

Eğer gulaş, kavrulmuş soğan, kırmızı toz biber ve uzun sürede ağır ateşte pişmiş dana etiyle özdeşleşiyorsa, onu haşladığımızda artık gulaş olmaktan çıkar mı?

Bu durumda varlık, özüyle biçimi arasındaki gerilimi yaşar. Tıpkı insanın “ben kimim” sorusunu kültürel bağlamlarda sürekli yeniden üretmesi gibi, gulaş da kimliğini tencerede yeniden kurar.

Bir filozof için burada mesele basittir: haşlama yöntemi, gulaşın özünü silikleştirir. Çünkü gulaş, kavrulmanın kokusunda ve karamelize olmuş etin hafızasında doğar. Haşlama ise temiz, saydam ve disiplinli bir pişirme biçimidir; ateşin değil, suyun dilini konuşur. O hâlde ontolojik açıdan haşlanmış gulaş, “gulaş olma hâlinden sürgün edilmiş bir yemek”tir.

Epistemoloji: Gulaşı Bilmek Nedir?

Epistemolojik olarak ise şu soruya yöneliriz: “Gulaşı ne kadar biliyoruz?”

Bir yemeği bilmek, sadece tarifini bilmek midir, yoksa onun kültürel bağlamını, tarihini ve coğrafyasını da anlamayı mı gerektirir?

Gulaş, Macar mutfağının pastoral alanlarından doğmuştur; ateşin başında yavaş yavaş kaynayan bir yaşam felsefesidir.

Haşlama ise daha evcilleşmiş, daha şehirli bir tekniktir.

Bu bilgi farkı, gastronomik bir epistemoloji inşa eder: Her pişirme yöntemi bir bilgi biçimidir.

Haşlamak, “saflık” bilgisine dayanır; kavurmak ise “yoğunluk” bilgisine. O hâlde “dana gulaş haşlama olur mu?” sorusu, aslında şu anlama gelir: “Saf bilgi mi, yoğun bilgi mi bizi hakikate yaklaştırır?”

Etik: Mutfağın Vicdanı

Etik düzlemde bu soruya bambaşka bir bakışla yaklaşmak gerekir.

Yemeği değiştirmek, gelenekle oynamaktır. Ancak her gelenek, yeniliğe açık olmalıdır.

Bir etik mutfak davranışı, hem geçmişe saygı duyar hem de bugünü yaratır.

Eğer haşlama tekniğiyle yapılan bir gulaş, damakta yeni bir anlam yaratıyorsa, bu bir ihanet değil, bir yeniden doğuştur.

Yine de şu uyarı kaçınılmazdır: Her dönüşümün bir bedeli vardır.

Bir filozof, eti haşladığında yalnızca etin dokusunu değil, onun tarihini de dönüştürür.

O hâlde soru etik bir boyuta evrilir: “Gulaşın tarihine müdahale etme hakkına sahip miyiz?”

Bu, mutfakta olduğu kadar kültürde de geçerli bir sorudur.

Sonuç: Bir Kaşıkta Düşünmek

Sonuç olarak, “dana gulaş haşlama olur mu?” sorusunun tek bir doğru cevabı yoktur.

Ontolojik olarak belki olmaz; epistemolojik olarak tartışmalıdır; etik olarak ise mümkündür.

Bu üç düzlemi birleştirdiğimizde, mutfak artık sadece yemek pişirilen bir yer değil, düşüncenin kaynadığı bir laboratuvar hâline gelir.

Her kaşıkta şu soruyla karşılaşırız: “Bir şeyin özünü koruyarak onu dönüştürebilir miyiz?”

Tıpkı insanın, kendini değiştirmeden yenilenme arayışında olduğu gibi, gulaş da haşlama tenceresinde kim olduğunu yeniden sorar.

Belki de cevap, ne gulaşta ne haşlamada; ikisinin arasında, “düşüncenin tam ortasında” gizlidir.

#felsefe #gulaş #ontoloji #epistemoloji #etik #gastronomi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
vdcasino