Tirebolu Neden 42?
Hayatımda çok fazla soru var, her biri başka bir gizemi barındırıyor. Ama “Tirebolu neden 42?” sorusu, bu soruların en tuhafı. O kadar içinden çıkamadım ki, bu soru beni bir noktada sürekli dönmeye zorladı. Nasıl anlatacağımı bile bilmiyorum ama belki bir gün birileri bu soruyu okur ve belki de aynı duyguları hisseder.
42 Numaralı O Duruş
Tirebolu, Giresun’un bir ilçesi. Küçük, sakin ve insanı içine alıp kucaklayan bir yer. Ben Kayseri’de yaşıyorum, ama her yaz Giresun’a gitmek için sabırsızlanırım. Her şey, annemlerin evine gitmekle başlar; köy evinin arka tarafındaki kırmızı duvarı, pencereden bakarken ormanların arasındaki sararmış ağaçları hep severim. Ama Tirebolu… Tirebolu bir başka. Her yaz, oraya gittiğimde, tüm kasaba sokaklarına adımımı atarken içimde bir huzur var, ama bir o kadar da belirsizlik. Çünkü orada her şeyin arasında gizli bir sayı var: 42.
Geçen yaz, Tirebolu’da yürürken gördüm. Evet, o kadar küçük bir yerde “42” numara yazan bir ev vardı. Diğer evler de vardı tabii, ama bu evin kapısının üstündeki sayının bende yarattığı his çok farklıydı. Gözlerim o sayıya takıldı. Ne kadar da sıradan bir şeydi, ama işte o sıradanlığın içindeki anlamı çözmeye çalışmak, bir şekilde beni oraya bağladı. Ne olduysa o an oldu: İçim bir karışıklıkla doldu, hayal kırıklığı ve karmaşa içinde kayboldum.
O Yavaş Yavaş Yaklaşan An
O yaz sabahı, annemlerle kahvaltı yapıp Tirebolu sahilinde yürümek için çıktık. Güneş yeni doğuyordu, deniz kenarındaki o eski taş yolların üstünde ilk adımlarımı atarken, Tirebolu’nun her köşesi bana bir şeyler fısıldıyordu. Ama o gün, bir yeri görmek zorundaydım. O 42 numarayı görmek… Ne var ki o sayının ardında, o evde, o sokakta. Her şey sıradan, her şey normaldi, ama işte o ev, bana bir şeyler söylüyordu.
Bir süre sonra, tam evin önüne geldim. Diğerleri ilerlemiş, denizin kenarındaki kayalıklara oturmuştu. Ama ben, o 42 numarayı net bir şekilde görebilmek için orada durdum. Her şeyin anlamı burada mıydı? Hiçbir şey anlamadım. O kadar basitti ki, ama bir şekilde o an, bende bir düğüm oluverdi. Sanki o sayının bana anlatması gereken bir şey vardı, ama ben o anı yeterince anlamıyordum.
Zihnimde soru işaretleri birikti. “42… Neden 42? Ne anlatmak istiyor bu sayı? Hangi sırlar gizli burada? Belki de 42, bir yerde yitirilen zamanın simgesi, bir anın kaybolmuşluğu…” O kadar çok şey düşünürken, bir yandan da içimdeki huzursuzluğu hissettim.
Hayal Kırıklığı ve Umut
İçimde bir kırıklık vardı. Yaşamın bana sunduğu tüm bu basit sorular, hayatın karmaşasından, küçük ama anlamlı şeylerden bir türlü kaçamayışım… Herkes bir noktada anlam arıyor ya, ben de o günden sonra Tirebolu’da 42’yi bir sembol olarak görmeye başladım. Anlamaya çalıştım. Sadece bir rakam gibi değil, bir yolculuk gibi. O kadar derin, o kadar gizemli bir şey ki… Ama bir o kadar da yakın.
Birkaç gün sonra, evin karşısındaki eski kahvede oturduk, eski insanlar gülümsedi, oranın sakinleri bizleri hep tanıyormuş gibi davranıyordu. Kendi içimde kaybolmuşken, bir anda bir şey fark ettim. 42, belki de bana beklediğimden çok daha fazlasını anlatıyordu. Belki de hayatın karmaşasında kaybolan zamanın, bir sayı ile simgelendiği yerdeydi. 42, bir hayal kırıklığının, aynı zamanda bir umudun sayısıydı. Bunu düşündükçe, içimdeki huzur daha da arttı. O kadar derindi ki, Tirebolu’nun o sokakları. Belki de bir şeyi anlamak, bazen içindeki boşluğu doldurmakla ilgiliydi.
O an, biraz daha oturup, bu yazın sonbahara dönüşünü beklerken, Tirebolu’nun bana sunduğu 42’nin anlamını kucakladım. Yavaşça o kaybolan duyguyu bir kenara koydum. Belki de 42, bir soru işaretiyle gülümsedi. O kadar basit, o kadar çocuksu… Ama bir o kadar da doğru.
42’nin Derinliği
Tirebolu’da neden 42? Belki de hayatta anlam ararken, bazen basit şeylerin, bilinçaltımıza dokunarak derin anlamlar taşıması gerektiği sorusunun cevabıydı. Tirebolu’nun sakin sokakları, köy evlerinin zarafeti ve o kadar basit görünen ama insanın içinde çok şey barındıran 42, bana yaşamın yavaş ve derin akışını hatırlattı.
O günden sonra, her yaz Tirebolu’ya gitmek, o sayıyı görmek ve ona anlam yüklemek bir alışkanlık halini aldı. Kimi zaman bir insanın ya da bir yerin anlamı, gerçekten sadece gözle görülenlerden ibaret değildir. Tıpkı Tirebolu’daki 42 numara gibi… Basit gibi gözükse de, içinde bir dünya var. Bu dünya, bazen bir yolda yürürken, bazen bir evin kapısının üstündeki sayıyı fark ettiğimizde aniden belirir.
Ve bir gün, belki bir başka yaz, belki başka bir yerde, Tirebolu’nun neden 42 olduğunu, gerçekten anlamış olacağım. Belki de o gün, sorunun cevabı yalnızca bir rakam değil, o anın içindeki bir duygu olacak.
Tirebolu’yu her düşündüğümde, o 42’nin bana gösterdiği şeyi hatırlıyorum. Hayat her zaman karmaşık ve zorlayıcı olabilir, ama bazen en sade şeyler, bizi içsel anlamımıza yaklaştırır. O yüzden Tirebolu’ya her gittiğimde, içimdeki o 42 sayısını taşırım; belki de tüm soruların cevabını…